Edebiyatımızdan İlginç Anekdotlar (2. Bölüm )

Bu yazı dizimiz bu sitenin en zevkli ve en eğitici dizisi olduğunu düşündüğümüz bölüm. Tabi ki biraz eksik , biraz yalan , biraz dedikodu da var Edebiyat camiasının altında. Buradan belirtmek isterim ki hiçbir hikaye bizim tarafımızdan uydurulmamıştır. Edebiyatçılar Mübalağa yapmayı severler azizim 🙂 Başlıyoruz.

Ben de Necip Fazıl Kısakürek’le ilgili bir iki anekdot düşeyim.

Bir tanıdığı, Necip Fazıl Kısakürek‘e,
Fransa’da yayımlanan bir ansiklopediye, Türkiye‘den yalnızca iki şair almışlar, der.
Necip Fazıl hemen sorar:
-Diğer şair kim?


Necip Fazıl Kısakürek‘e,
-Üstad, özel arabanız yok mu? diye sorarlar.
Şair yanıtlar;
Ona en son bineceğim!


Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:

“- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın” der.


Yine mahkemeye düşen Necip Fazıl‘a Hakim dönerek.
– Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi?
Necip Fazıl sorar:
Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?


Ankara’nın güzel günleriydi.  Meyhane masaları hükmünü yitirmemiş; bara kesmemişti ortalık. Balık bulmak sorun olsa da, rakının demi bir farklıydı.
Her akşam işten çıkar Ahmed’in onu beklediği meyhaneye giderdi. Masa her zaman ki masa, Ahmed her akşam orada… Ahmed o günlerde işsiz…Günler sonra bir akşam Ahmet’i bulamadı orada. İkinci akşamda yoktu Ahmet. Üçüncü akşam dayanamadı sordu:

“Nerede Bu Ahmet? Bir şey oldu da haberim mi yok yoksa?”
“Abi, Ahmet artık buraya gelmez dediler.” Şaşırdı.
“Niye?” diye sordu.
“Abi, o senin kız kardeşine aşık olmuş. Senin karşına artık çıkamazmış dediler.”
“Peki şimdi nereye gidiyor?”

Sinirle çıktı meyhaneden. Doğru tarif ettikleri yere. Meyhaneye girdi. İlk önce göremedi. Daha sonra meyhanenin diplerinde tek başına fark etti masada onu. Gitti karşısında dikildi. Sanki yok olduğu üç gün boyunca hiç kalkmamıştı masadan. Çok sarhoştu.Onu görünce zorlukla ayağa kalktı. Masadaki meyve bıçağını uzatarak al vur beni dedi. Sanırım ben bunu hak ettim. Onu anlamaya çalıştı ama anlayamadı.

“Seni tek bir şartla affederim” dedi. “Kardeşimle evlenip mutlu olacaksın.”

Evde kardeşine anlattı durumu:
“Bir arkadaşım var adı Ahmed. Seni sevmiş. Onunla buluşmanı istiyorum. Çok iyi biridir…”

Buluşma zamanı geldi. Kız saatlerce beklemesine rağmen Ahmed oraya gelmedi. Ağlayarak eve gitti. durumu anlattı. Kan beynine sıçramıştı. Ne oldu da oraya gitmedi acaba Ahmed. Aklı almıyordu. Aynı meyhanede buldu onu:

“Bu sefer” dedi “hak ettin öldüreceğim seni…”

Yine zorlukla doğruldu yerinde, Cemal dedi:
“Gömleğimi görüyor musun? Kirli… Başka gömleğim de yoktu… Bu halde nasıl gideyim?”

Ahmed, onun en sevdiği arkadaşı… Cemal Süreya eve döndü, Ahmed Arif’in söylediklerini düşündü. Beyaz bir kağıda başlık attı.

“GÖMLEĞİM KİRLİ”

Altına da bir dizelik bir şiir yazdı.

“Gömleğim kirli…”

“Bazı yazıları anlamak için öyküsünü bilmek gerek… İmge öykünün kendi de olabilir. Şiir her zaman kendine katmaz ya, bu haliyle okuyana da verebilir kendinden bir şeyler… Şiir, bir aşkın mesela, tek dizelik uzun öyküsü olabilir.”

…Biletim öldü;
  Gömleğim kirli.

 


İstanbul’da, Yazko (Yazar ve Çevirmenler Kooperatifi) genel kurulunda, yönetim kurulu adına genel başkan Erol Toy söz alıp kürsüye çıkmış. Toy, gündemdeki ‘sansür’ konusuna sözü getirip, “Ben bir romancı olarak…” diye sürdürüyormuş konuşmasını. Ama bir türlü sözün sonu gelmiyormuş. Salon tıklım tıklım dolu… Uflayanlar puflayanlar… Arka sıralarda bulunan Can Yücel de, konuşma süresince bir dışarı çıkıp bir içeri giriyor, dudağına kıstırdığı sigaranın yanı sıra her çıkışında birer tek atıyormuş.

Can Yücel, son kez dışarı çıkıp tekrar içeri girdiğinde Erol Toy‘un hala konuşmakta olduğunu fark etmiş. Toy, yine bildik teraneyle yeni bir paragraf açmış konuşmasına:
“Ben bir romancı olarak…”
Can Yücel bu kez arkalardan davudi sesiyle gürlemiş:
“Erol! Erol! Sen keşke kısa öykücü olsaydın!”


Can Yücel, bir yazar arkadaşıyla Bodrum‘a gidiyormuş. Şoför, istek üzerine uygun bir yerde beş dakikalık küçük ihtiyaç molası vermiş. Mola süresi bittiğinde, otobüste Can Yücel dışında herkes yerini almış. Kaptanın çıkışması üzerine otobüs muavini fellik fellik Can Baba‘yı aramaya koyulmuş. Can Yücel, soluk soluğa elinde küçük bir paketle ortaya çıkınca yazar arkadaşı derin bir oh çekerek sormuş:
“Neredeydin be Baba? Herkes seni arıyor!”

“Yok bir şey.” demiş Can Yücel, “Bir küçük rakı sardırdım.”

“Ama kaptan küçük ihtiyaç molası verdi Şimdi bunun sırası mıydı?” diye çıkışmış yol arkadaşı.

Can Yücel lafı gediğine yerleştirmiş hemen:

“Ben de küçük ihtiyaç molası olduğundan küçük rakı aldım!”


Şiir dünyasına adını altın harflerle yazmış bir şairdir Asaf; bir gün lisede okuduğu sırada edebiyat öğretmeni sınıfta herkese sırasıyla şiir okutuyormuş;fakat her seferinde Asaf’ı atlıyormuş edebiyat öğretmeni; bu arada edebiyat öğretmeni de Bedük’tür; geleceğinde iyi bir şair olarak anılacak olan Asaf bu olaya oldukça içerlemiş ve cesaretini toplayarak yüzünde bir kırılgan ifadeyle parmak kaldırır söz almak için…

Asaf “r” harflerini söyleyememektedir.Konuşurken “r” harfleri “ğ” gibi çıkmaktadır.Bedük söz verir öğrencisine…

Asaf gayet hüzünlü bir şekilde:

“- Hocam heğkese şiiğ okutuyoğsunuz ama bana okutmuyoğsunuz bunun nedeni nediğ?”

Bedük de hınzır bir tebessümle:

“Olum Asaf sen şiir okumuyorsun ; sen şiirin içine okuyorsun!”

  • Gerçekten de öyle değil mi? iyi şairlerin çoğunluğu kötü şiir okurlar 🙂 

Ahmet Haşim hastadır. Ortaç ve arkadaşları onu alıp Alman Hastanesi’ne götürmeye karar verirler. Haşim yatağından çıkıp giyinmeye gider. Ama yarım saat geçmesine karşın görünmez ortalıkta. Arkadaşları odaları aramaya başlar. Sonunda mutfakta bulurlar. Şair, akşamdan kalma domatesli pilav tenceresini kaşıklamaktadır.
Ortaç şaşırır:
– Haşim! Ne yapıyorsun?
Ahmet Haşim mahzun mahzun boynunu büker:
– Bırak Yusuf Ziya! Nasıl olsa hastanede tuzsuz kabak haşlamasından başka bir şey yedirmeyecekler. Nasıl olsa öleceğim. Bari ağız tadıyla öleyim.
Dediği de olur. Bir aylık tedaviden ve perhizden sonra evine daha yorgun, daha perişan döner Haşim. İlk işi kendisine sevecenlik ve yakınlık gösteren tek kadınla evlenmektir.
Ölüm döşeğinde kıyılan bu nikahtan sonra Haşim şöyle der:
– Oh! Şimdi bahtiyarım … Herkes gibi ben de arkamda gözleri yaşlı bir dul bırakabileceğim artık!..

 

İkinci yazı dizimizin de sonuna geldik. Tabi ki bunları biz de çeşitli kaynaklardan ve internet sitelerinden sizler için derledik. Daha binlerce hadise var anlatılacak. Fırsat buldukça sizlerle paylaşacağız…
Hep Sınav olmaz, Ayt, Tyt, Lgs, Ales, Kpss… Dur biraz dinlen , ruhunu besle , Mesela biraz şiir oku 🙂

 

Güzel yorumlarınızı esirgemeyin.

Aşağıda bulunan Paylaş Bölümünden yazımızı Sosyal Medyanızda paylaşabilirsiniz.

Benzer İçerikler

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.